Kullanıcı Değerlemesi:  / 22
Kötüİyi 

 

Dersim İsyanın Gerçek Yüzü

Dersim isyanının Alevi talepleri veya haklarıyla hiçbir ilgisi yoktur işte gerçekler...

                    1937/38'de yaşanan Dersim isyanı, bu bölgedeki en son ayaklanmadır. Ve ayaklanmanın Alevilerin haklarıyla ya da talepleriyle en küçük ilgisi yoktur. Bu bölgedeki derebeyleri, seyit olsun, aşiret reisi olsun; Aleviler uğruna tek kurşun atmamışlardır. Ve bu derebeyleri; kendilerine Alevi kesimi temsil ederek gelen iki önemli Alevi büyüğünü de reddetmişlerdir. Bunu tarihi olayları tek tek inceleyerek görebiliriz: 

 

TUNCELİ'DE KÜRT YOKTU

                      Tunceli bölgesini gezenler göreceklerdir ki; burası yerleşime uygun olmayan; ulaşılması çok zor bir coğrafyadır. Daha çok devlet baskısından kaçan grupların saklandıkları bir coğrafya özelliğini gösterir Tunceli. Sivas'ın doğusuna kadan uzanan bir bölgeyi kapsayan Tunceli'nin en eski halkı Zaza'lardır. Bunların dili ve kültürü ile Kürtlerin dili ve kültürü arasında hiçbir bağ yoktur. Bu bölgeye Türkler; MÖ 5. yüzyılda Kafkasya'nın kuzeyinden inmişlerdir. Sakaların (Sarı Türkler) kalıntıları bölgede beyaz tenli, yeşil gözlü insanlar olarak karşımıza çıkıyor. MS 395'den başlayarak Hun Türklerinin Ağaçeri (Tahtacı) kolu da Kafkasları aşarak Bizans'la işbirliği halinde bu bölgeye ve Toroslara yerleştiler. Daha sonra Oğuzlar 950'lerden itibaren bölgeye geldiler. Buralar daha sonra Türkmenlerin elinde kaldı. İran'da Alevi (Kızılbaş) Türkmen devleti, devleti kuran Şah İsmail, Tunceli'nin çevresine de hakim oldu. 1514'te çaldıran Savaşı'ndan sonra Osmanlılar Tebriz'e kadar girdiler. Bu süreçte Kürtler; Osmanlılara yardım ettiler. Fakat Kemah; Alevilerin elinde idi. Burasını 1515 mayısında zorlu bir kuşatma ile Yavuz Selim ele geçirdi. Bölgedeki Alevilerin son kalesi düşünce buradaki Alevi Türkmenler de Tunceli bölgesine kaçtılar. Böylece; Tunceli'deki Türkmen nüfus yoğunluk kazandı. Bu dönemde Tunceli ve çevresinde Kürtler yoktu. Onlar daha çok İran sınırında bulunuyorlardı. Osmanlılar ile birleşen Kürtler; Kızılbaş Türkmenlere kılıç sallamaya başlayınca; devletin desteği ile Batı'ya doğru yayılma fırsatı elde ettiler. Tarih açıkça gösteriyor ki; Kürt derebeyleri; Doğu Anadolu'daki Alevi Türkmenleri yok etmede Osmanlı Devleti ile işbirliği yaptılar. Kürt derebeylerinin ve Osmanlı yobazlarının Alevilere yaptıkları zulmü, Kemalist cumhuriyete yıkmaya çalışanlara ancak cahiller ve ahmaklar inanır. 

 

SİVAS- KOÇKIRI İLE BAŞLADILAR

                     Dersim bölgesi Osmanlılar döneminde yağma hareketleri ile öne çıkmıştır. Kurtuluş Savaşı başlatılırken bu bölgede Koçkırı isyanı patlak verdi. Sivas'ın doğusundaki ve Dersim'in batısındaki Alevi aşiretlerin yer aldığı bu ayaklanmadaki amaç; bağımsız bir Kürt devleti kurmak idi. Bu gerçeği öğrenmek isteyenler, mutlaka; Baytar Nuri diye bilinen Dersimli Veteriner Mehmet Nuri'nin yazdığı Kürdistan Tarihinde Dersim isimli kitabı okumalıdırlar. Baytar Nuri; sıkı bir Kürtçüdür ve Kürdistan Teali Cemiyeti üyesidir. Kitabında, Türklere etmediği hakaret kalmamıştır ve yazdıklarını 'İntikam, intikam, intikam!' çığlıkları ile bitirmektedir. Kendisine, Koçkırılı Alişer yardımcı olmaktadır. Bu ikili Seyit Rıza'yı da yönlendirmektedir.

                       Türkiye, işgal edilmiş; Ankara'da yeni bir Meclis kurulmuştur. Yunan ordusu Batı Anadolu'dan Bursa'ya doğru işgalini sürdürmektedir.

                       İşte tam bu sıradaki durumu; Baytar Nuri şöyle anlatıyor: 'Dersim'e giderek babam ve Seyit Rıza ile görüştüm. Alişer ile işbirliği yapmalarını sağladım. (...) Artık Dersim'de büyük bir kaynaşma başlamış ve Ankara hükümetinden Kürdistan'ın muhtariyetinin kabul edilmesi isteği ileri sürülmüştü. (...) Dersimliler adına mufassal (ayrıntılı) bir rapor tanzim ederek Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri (işgalci devletler) temsilcilerine gönderdik. (...) bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik.

                       (...)336 yılı (1920) başlangıcında Kangal İlçesi'nin Yellice Nahiyesi'nin Hüseyin Abdal tekkesinde önemli bir toplantı yaptırmıştım. (...) toplantıda bulunanların cümlesi ant içerek Sevr Anlaşması'nın takibini ve Diyarbakır, Van, Bitlis, Elaziz, dersim, Koçkırı mıntıkasını ihtiva eden bağımsız bir Kürdistan teşkilini başarmak için silaha sarılmaya ve sonuna kadar savaşmaya tam bir ittifakla karar verdiler. (sayfa 125-126)'

                       15 Kasım 1920'de Hozat'ta bir toplantı daha yapılıp Kürdistan'ın tanınması için Ankara'ya ültimatom verilir. Yoksa silahla bu hakkı alacağız diyenler; Batı Dersim Aşiret Reisleri olarak ültimatoma imzalamışlardır. (Aslı için bak: s. 129)

                      Ne yazık ki Kuvayı Milliye güçleri Türkiye'yi kurtarmak için Batı'da Yunanlılarla çarpışırken Batı Dersim aşiret reisleri; Seyit Rıza'nın da desteği ile Koçkırı ayaklanmasını başlatmışlardır. Böylece Ankara hükümetini arkadan vurmaya kalkışmışlardır. İşin içinde İngilizlerin olduğunu görmemek mümkün de değildir.

                       Kuzeyde Pontusçularla da mücadelenin sürdüğü bir dönemde bu ayaklanma güçlükle bastırılmıştır. İdama mahkum edilenler arasında, kaçaklardan Baytar Nuri ile Alişer olduğu halde; tümü de Atatürk tarafından affedilmişlerdir. Ankara hükümetinin isyanı bastırırken halka dokunulmadığı, Atatürk ve Türk düşmanı Baytar Nuri'nin yazdıklarından anlaşılmasına karşın; günümüzdeki bazı sözde aydınlar; bu operasyonu bile katliam gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Halbuki; ankara hükümeti, 1937 yılına kadar Dersimliler'e gayet hoşgörülü davranmıştır. 

 

İşte size Seyit Rıza

                         Bugün, Tunceli halkını kışkırtmak isteyenler; 1937/38 Dersim olaylarını ve bu ayaklanmada başroldeki aşiret reisi Seyit Rıza'yı kullanıyorlar. Seyit Rıza'yı ve 7-8 kadar Alevi aşiret reisini kandırarak Kürdistan için ayaklandıranlar; Kürdistan Teali Cemiyeti'nin üyeleridir. Bunlardan birisi Baytar Nuri, diğeri; Koçkırı isyanının elebaşılarından Alişan'ın torunu Alişer'dir.

                         Tunceli bölgesindeki aşiretler; silahlı birlikler oluşturmuşlar; Osmanlı Devleti zamanında da çevredeki karakollara ve garnizonlara saldırmışlardır. Böylece yağma ve çapul eylemlerini yaymışlardır. Seyit Rıza da bu çete reislerindendir. Bu eylemleri yüzünden daha Osmanlı Devleti zamanında idama mahkum edilmiştir. İşte size o belge: '(28/Z /1330 (Hicr”) (08.12.1912) Pazartesi: Dersim'in Yukarı Abbasi (Abbas Uşağı) Aşireti Reisi olub gıyaben idam cezasına mahkum olan Seyid Rıza'nın hukuk-ı şahsiye davası baki olmak üzere afvı. (Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Dosya No : 156, Gömlek No : 1330/Z-04, Fon kodu : İ,.MMS)'

                         Okuma yazma bile bilmeyen Seyit Rıza; bölgedeki Aleviler tarafından ocak başı da kabul ediliyordu. Ocak kavramının Türklere has olduğu bir gerçek olmasına karşın, Seyit Rıza kendisini Kürt sanıyordu. Bu yüzdendir ki Seyit Rıza, 1921 başlarında başlatılan Batı Dersim aşiretlerinin de yer aldığı Koçkırı İsyanını destekledi. Bu olay Ankara hükümeti tarafından affedildi. Sonraki dönemi Veteriner Nuri şöyle anlatıyor: 'Dersim fiilen bağımsızdı, idare başkanlığını Seyit Rıza ele almıştı ve Kürdistan adına faaliyetlerine devam ediyordu. (Kürdistan Tarihinde Dersim, s. 132)'

                          Seyit Rıza Tunceli merkezi silahlı adamlarıyla işgal ediyor; devlet, araya nasihat heyeti koyuyor; 1924 yılında Hozat'ı basıyor; TBMM'ye nota veriyordu. Bununla da yetinmiyor; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na arka çıkarak cumhuriyet düşmanlarını koruyor. Terikkiperverci Hasan Hayri kaçarak onun korumasına giriyor. (Aynı eser, s. 169) 'Ağdat denilen Seyit Rıza mıntıkasında Kürdistan bayrağı dalgalanıyordu. (sayfa 163)'

 

KÜRT AYAKLANMALARINDA

                       Türkiye; İngiltere ile Musul sorununu görüşürken, 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı patlak verdi. Seyit Rıza ve diğer Kürtçü Dersimliler; bu eyleme katılmadılar. Çünkü; mezhep tartışması yaşanmış ve Şafii Kürtçülerin tutumu; Dersimlileri kızdırmıştı. Lakin; bunlar Türk ordusunun Dersim'e girmesine karşı çıkmışlardı. Buna karşın Doğu Dersim aşiretlerinden Hıran, Lolan, İzolan, Şuran aşiretleri ise Şeyh Sait kuvvetlerine karşı Türk ordusunun yanında savaştılar.

                        Cumhuriyet hükümeti, 1926 sonunda yeni bir af kanunu çıkartarak, devlete karşı isyan etmiş olanları affetti ve Anadolu'nun ortalarına sürülmüş aşiret önderlerinin kendi yurtlarına dönmelerine izin verdi. Atatürk; Dersim'e 1926 yılında arabulucu olarak Vali Ali Cemal'i (Murat Bardakçı'nı dedesi) gönderdi. Bektaşi olan Ali Cemal; Seyit Rıza'ya onca sözler vermesine karşın etki yapamadı. 1927 yılında Koçan Aşireti ile Elazığ'daki Türk askeri gücü arasında çarpışmalar oldu. 1928 ve 1929'da gelen istihbarat bilgileri; Seyit Rıza ile Kürtçü Hoybun Cemiyeti'nin, İngilizlerin, Sultan Abdülhamid'in oğlunun; Dersim'e bağımsızlık sağlamak için savaşan Alişer'in ilişkili olduğunu gösteriyordu. Buna karşın, cumhuriyet hükümeti zor kullanmıyordu. Yeni Vali İbrahim Tali; 1929'da; Seyit Rıza'yı saldırılardan vazgeçirmek için ona 2 bin lira para ve bir sandık dolusu da hediye bile yolluyor; lakin o, rakip aşiretlerin köylerini basıyor; adamları da karakollara saldırıyordu. Bunlar; Doğu'ya doğru yapılan tren hatlarının da Kürtleri imha için yapıldığını yayıyorlardı (Aynı kitap, s. 223). Sivaslı Murat Paşa'yı öldüren çeteler de ona sığınıyorlar; devlet bu adamları teslim etmesini istiyor ama Seyit Rıza reddediyordu (sayfa 207)

                            İş bu kadarla da kalmıyor. Ağrı çevresinde yeni bir Kürt isyanı başlayınca Seyit Rıza ve Keçelan aşireti, isyancıları desteklemek amacıyla 1930'da Erzincan ve Erzurum taraflarındaki Türk garnizonlarına saldırılar düzenliyorlar. (Sayfa 256). Bütün bu saldırganlıklara karşın; cumhuriyet yönetimi; Dersimlileri barış yolundan ikna etmek için 1931 yılında üçüncü kez af çıkartmış ve devlete ve şahıslara karşı bu aşiret reislerinin işlediği suçları affetmişti. Lakin; bunca barışçı önlemler bir işe yaramamıştı.

                           1936 sonlarına doğru Fransa ile Türkiye Hatay sorunu yüzünden savaşın eşiğine gelince; Dersim'deki Kürtçü aşiretler, Seyit Rıza'nın önderliğinde yeniden saldırgan hale geldiler. Hükümetin buraya genel vali olarak gönderdiği General Abdullah Alpdoğan; barış yoluyla Dersim'i ülkenin bir parçası haline getirmek istedi ama Seyit Rıza buna silahla cevap verdi. Böylece 2 yıl sürecek son çatışmalar başlamış oldu. (R.Z.)

                             Ayaklanma, Şeyh Hasan aşiretine mensup olan Abasan Aşireti reisi Seyit Rıza önderliğinde, askere gitmek ve vergi vermek istemeyen diğer aşiretlerce de desteklenen bir grup tarafından 20-21 Mart 1937 gecesi Harçik köprüsünün yıkılması, köprüyle Kahnut Bucağı arasındaki telefon hattının kesilmesi ve bölge askeriyesine düzenlenen saldırı ile başladı. Askeriyedeki bütün askerler öldü. Askeriye yakıldı. Bunun üzerine resmen isyan başladı. İsyan bölgenin coğrafi durumu nedeni ile büyüdü. Ayaklanmayı Kureyşan aşireti başlattı ve özellikle Demenan, Haydaran ve Yusufan aşiretlerinin katılımı ile iyice genişledi. Ayaklanmaya toplam yaklaşık 6.000 kişilik bir grup katıldı.

                            General Abdullah Alpdoğan düzenlediği ilk harekât büyük başarısızlıkla sonuçlandı. Aşiretler ise bunun verdiği moralle tamamen silahlandı. Bu yüzden isyanı bastırmak iyice zorlaştı. Abdullah Alpdoğan yanına aldığı 50.000 [7][2] asker (üç kolordu ) ile bölgeye gitti fakat dağları bir türlü aşamadı. Bunun sonucunda gerekli olanın bir hava saldırısı olmasına karar verdi. Gerekli onayı alınca Sabiha Gökçen'i davet etti. Sabiha Gökçen de kabul edip Hava Kuvvetleri'nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdi. İsyancıların saklandıkları en büyük yer olan Laş mevkiini yerle bir etti.

                           Yapılan harekât başarı vermeyince, askerler bölgeye girmeyi başaramadı. Bunun üzerine Seyit Rıza, bölge halkına zarar gelmesin diye Haydaran, Kureyşan, Demenan, Yusufan, Kırgan aşiretleri reisi ile birlikte barış anlaşması için çağırıldı ve tutuklandı, 13 Eylül 1937'de sona erdi. Ayaklanmayı bastıramayan bu askeri harekât, Dersim Harekâtı olarak adlandırılır.

                            Askeri harekâttan sonra yapılan yargılama 15 Kasım 1937'de sona erdi. Ayaklanmanın lideri Seyit Rıza ile 6 kişi idam edildi. Çok sayıda ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak olaylar durulmadı ve 1938'de Kureyşan aşireti intikam için diğer aşiretleri silahlanmaya davet etti ve ikinci bir isyanı başladı. Bunun üzerine başlatılan ikinci askeri harekât ile Eylül 1938'de ayaklanma tamamen bastırıldı. Direniş amacıyla kırsal alanda kalanların direnişi ise 1948'e kadar sürmüştür.

 

KISA ÖZET BİLGİ

Öncelikle Dersim Tunceli değildir. Dersim bir bölgenin adıdır ve Tunceli İlini de içine alır. Dersim; Elazığ’dan başlayan, Tunceli’yi, Hozat’ı, Pülümür’ü,Hınıs’ı,Varta’yı,Kar akoçan’ı içine alan ve Malatya’dan Diyarbakır’a kadar uzanan bir bölgenin adıdır.Kuzey’den de Harçık vadisi ve çayına kadar uzanır.

Cumhuriyet Hükümeti 1935 yılında Tunceli’yi il yapar.Bu tarihte Dersim de aşiret reisleri ve toprak ağaları herşeye hakimlerdir.Cumhu riyet hükümeti Tunceli’yi ve Tunceli halkını sömürü düzeninden kurtar mak ,insanca bir yaşama kavuşturmak için;

1-Ulaşımı sağlamak için yollar ve köprüler yapmayı,

2-İlçe ve kasaba merkezleri kurmayı

3-Toprak reformunu gerçekleştirmeyi,

4-Asayişi sağlamak için karakollar tesis etmeyi programa alır. Bunların hayata geçirilmesi için Atatürk, Başbakan İsmet İnönü’yü Tunceli’ye gönderir. İsmet İnönü iki günlük incelemesinden sonra Ankara’ya döner ve şu bilgileri verir:

‘’Tunceli halkı için yapacağımız hususlar elzemdir. Yanlız iki yıllık bir çalışmaya ihtiyaç vardır.’’der.

İlk iş olarakta PAH nahiyesinde bir karakolu faaliyete geçirir.

 

 Bunun üzerine egemenliklerinin sona ereceğini anlayan toprak ağaları, aşiret reisleri ve şeyhler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne adeta Ültümaton verirler. İstekleri şunlardır:

1-Karakollar kurulmayacak,

2-Kaza ve nahiyeler tesis edilmeyecek,

3-Köprü ve yollar yapılmayacak,

4-Silahlarımıza dokunulmayacak,

5-Köylerimize el sürülmeyecek,

6-Vergiyi bizimle pazarlık yaparak alacaksınız.

Bu ültümatonun arkasından Tunceli’ye karadan tek geçiş olan

HARÇIK deresi üzerindeki köprüyü de yıkarlar. Bu durumda karadan bağlantıyı da keserler. Takviye gelecek askerleri Tunceli’ye sokmazlar.

 Seyid-i Rıza,aşiret reisleri,toprak ağaları ve yandaşlarıTürkiye Cumhuriyeti Devleti’ne baş kaldırırlar. İsyana halkı da katmak için,’’NAMUSUMUZ VE DİN ELDEN GİDİYOR.’’yaygarasını basarlar. Aynı zaman da Pah kasabasında ki karakolda bulunan askerlerin bir ALEVİ KADINA tecavüz ettiği yalan ve iftirasını ağızdan ağza dolaştırarak halkı galeya- na getirirler. Tüm halkı sokaklara döküp karakolu basarlar.32 jandar- ma eri ile karakol komutan ve asteğmeni orada şehit ederler.

El altından Fransızlar isyanı teşvik ederler. Silah ve para yardımı yaparlar. Fransa’nın da maksadı bellidir. Bu isyanı fırsat olarak değer- lendirir.Çünkü Fransa’da HATAY’I elden kaçırmak istememektedir.

 Yedi Düvel’e meydan okuyarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar; şeyhlere, toprak ağalarına ve gerici yobazlara mı boyun eğecek. TABİİ Kİ HAYIR!

Atatürk, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ı Tunceli-ye gönderir. Mareşal Çakmak iki günlük inceleme sonrası Atatürk’ şu bilgileri aktarır;

--Paşam; Tunceli’de tam bir isyan vardır.Seyid-i Rıza ve yandaş- ları Tunceli halkını ayaklandırarak ve başlarında da kendileri isyan bayrağını açmışlardır.İsyanı bastırmak için devlet gücü gereklidir. Fakat karadan Tunceli’ye ulaşma imkânı yoktur. Tek çare havadan müdaheledir.’’

 İşte bu şartlar altında isyanı bastırmak için hava kuvvetleri hare- kete geçer.Bugün ki teknoloji imkanları olmadığı için NOKTA ATIŞI YAPILAMAZ. Bundan ötürü hava harekâtında vatandaşlardan da ölenler olmuştur. Bu harekette ALEVİLERE VE TUNCELİ HALKINA YAPILMIŞ BİR KATLİAM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.

İsyan bastırılır; Seyid-i Rıza ve elebaşları yakalanır. Atatürk bunların idam edilmemesini ve Ankara’ya getirilmesi emrini verir. Fakat emir Tunceli’deki görevlilere ulaştığında bu isyancılar 33 askerin şehit edildiği yerde idam edilmişlerdir.

 İsyanı bastırmak için yapılan hava harekâtında 6-7 bin vatandaşımız ölmüştür. O tarihte Tunceli’nin nüfusu 13.000 dir . Bugün; Yobazlar, sahtekarlar, riyakarlar, şeriatçılar, yandaş medya, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları utanmadan, sıkılmadan hayasızca; 60-70000. Kişinin öldüğünü ve katliam yapıldığını söylemek ve yazmaktadırlar.

 Bu zavallılar tarihe baksınlar, tarihi okusunlar ve gerçekleri öğrensinler, kişilik sahibi olsunlar. (İ UYSAL)

 

SONUÇ

                   Son Dersim ayaklanmasının çok kanlı bir biçimde bastırıldığı doğrudur. Hareketi yöneten komutanın, bu nedenle görevden alındığı da bilinmektedir. Ama Dersim ayaklanması nedeni ile Atatürk'ü ve Kemalizmi suçlamaya çalışanların öncelikle şu soruyu yanıtlamaları gerekir:

                   "Suçlamalar doğru ise Tunceli - yani Dersim - niçin yıllar boyu Atatürk'ün partisine oy vermiştir? Türkiye'de Kemalist partiye - ya da başka bir partiye - verilen oyların yüzde 70'leri aştığı başka bir il var mıdır?"

                     Bizler tüm Türkiyedeki alevilerden ayrılmayı hedefleyen isyanlara karşıyız buna dersim isyanıda dahildir. Hangi Alevi ögretisinde dersimdeki alevilerin Nevşehirdeki alevilerden Edirnedeki alevilerden veya Adanadaki alevilerden ayrı olması gerektigini ögretmiştir.Yoktur böyle bir ögretimiz. ayrıca Dersim bölgesindeki tüm alevi aşiretleri ayaklanmaya destek vermemiştir. Bunların haricinde ordaki ayaklanma feodal olmasaydı alevilerin soykırımı olsaydı ozaman diger illerle birlikte Türkiyede bulunann 12 milyon insandan 4 milyon alevi neden ses cıkarmamıstır. Çünkü o isyanın alevi talepleriyle ilgisi olmadıgı çok iyi biliniyordu. Ordaki feodal yapının cıkardıgı bu isyan malesef bicok canımızında ölumune neden olmustur. Bu nedenle biz gerçek aleviler Atamızın izinde Pir Sultanın "GELİN CANLAR BİR OLALIM İRİ OLALIM DİRİ OLALIM" şiarı ile tüm Türkiyedeki alevilerin birlik ve bütünlügünden yanayız...

Live visitor conversion tracking, Counter, Anti-spam, Heat map, SEO
Ankara escort İzmit escort Gaziantep escort Kuşadası escort İstanbul escort ankara escort Escort bayan İstanbul escort